Yerli Tohum Alarm Veriyor

Günebakış gazetesinde yer alan haberde, Trabzon’un Tonya ilçesinde kurulan Cumartesi Pazarı’nda Sevim Koyun isimli bir üreticiye mikrofon uzatılıyor. Koyun, yıllardır biriken sıkıntılarını ve tepkisini açıkça dile getirerek adeta içindeki isyanı ortaya koyuyor.

“Tohumu getiriyorum buraya pazara, ‘satamazsınız’ diyorlar bize. Kim diyor? Tarım İlçe’den gelenler… İsrail’in ilaçlı tohumlarını sattırıyorlar. Elimde bir tane boyalı (ithal) tohum var ama inan ki satmak istemiyorum, vicdanım elvermiyor.”

Nedir bu tohum yasası?

Türkiye’de “tohum yasası” olarak bilinen düzenleme, 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu ile yürürlüğe girdi.

Tarih: 31 Ekim 2006
Resmi Gazete’de yayımlanma: 8 Kasım 2006

Bu yasa ne getirdi?

Bu kanunla birlikte:

  • Tohum üretimi ve satışı kayıt ve sertifika şartına bağlandı
  • Sadece kayıt altına alınmış çeşitlerin ticari satışı mümkün hale geldi

Yasanın en çok eleştirilen kısmı şu:

  • Ata tohumu üretmek yasak değil
  • Ama ticari olarak satmak yasak

Yani çiftçi kendi tohumunu:
✔ Ekebilir
✔ Saklayabilir
✔ Takas edebilir

Ama:
Sertifikasız tohumun satışı yasak.

Bugün Türkiye’de yürürlükte olan tohumculuk mevzuatı, kayıt altına alınmamış ve sertifikalandırılmamış tohumların ticaretini sınırlandırıyor. Gerekçe olarak kalite kontrolü, verimlilik ve hastalık riskleri gösteriliyor. Kağıt üzerinde mantıklı görünen bu yaklaşım, sahada bambaşka bir sonuca yol açıyor: Küçük üreticinin sistem dışına itilmesi.

Çünkü ata tohumu dediğimiz şey, doğası gereği standardize edilmiş değil. Her bölgenin iklimine, toprağına uyum sağlamış; nesilden nesile aktarılarak bugüne gelmiş bir miras. Bu tohumları sertifikalandırma sürecine sokmak ise küçük üretici için hem maliyetli hem de bürokratik olarak neredeyse imkansız.

Sonuç?
Büyük firmaların ürettiği, sertifikalı ve çoğu zaman ithal girdilere bağlı tohumlar piyasaya hakim olurken; yerli tohum ya “yasaklı” ya da “gizli satılan” bir ürüne dönüşüyor.

Kendi yöntemleriyle üretim yapan çiftçiye “böyle satamazsın” denildiğinde, aslında ona şu mesaj veriliyor:

“Ya sisteme uyarsın ya da piyasadan çekilirsin.”

Yerli Tohumun Kaybı Ne Anlama Gelir?

Yerli tohum sadece bir tarım girdisi değildir.

  • Biyolojik çeşitliliktir
  • Kültürel mirastır
  • Gıda bağımsızlığıdır

Bugün ata tohumunun kaybolması demek, yarın tek tip tarıma mahkum olmak demektir. Bu da hem ekolojik riskleri artırır hem de çiftçiyi tamamen dışa bağımlı hale getirir.

Ayrıca yerli tohumlar, bulunduğu coğrafyanın şartlarına zaten uyum sağlamış olduğu için çoğu zaman daha az kimyasal girdiye ihtiyaç duyar. Bu da hem maliyet hem de sağlık açısından önemli bir avantajdır.

Sorun Gerçekten “Tohum” mu?

Sahadaki üreticinin algısı ile resmi söylem arasında ciddi bir kopukluk var. Üretici, kendi emeğiyle çoğalttığı tohumu satamadığında bunu “yasak” olarak görüyor. Devlet ise bunu “düzenleme” olarak tanımlıyor.

Ancak sonuç değişmiyor:
Yerli üretici kendini sistemin dışında hissediyor.

Bu noktada asıl soru şu:
Düzenlemeler gerçekten üreticiyi korumak için mi var?

Tonya’daki pazarda yaşananlar, Türkiye’nin birçok yerinde yaşanan sessiz bir gerçeğin yansıması. Üretici, kendi toprağından çıkan tohumu bile satamıyorsa burada ciddi bir yapısal sorun var demektir.

Yerli tohum meselesi, sadece tarım politikası değil; aynı zamanda ekonomik bağımsızlık, halk sağlığı ve kültürel miras meselesidir.

Bugün Sevim Koyun’un tezgah altından satmak zorunda kaldığı tohumlar, aslında bu ülkenin toprağının hafızasıdır. O hafızayı kaybedersek, sadece bir üretim modelini değil; bir geleceği de kaybetmiş oluruz.

 

 

Ahmet Korkmaz
✉️ ahmet@haberzon.com.tr
Yazarın tüm yazılarını gör →

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu