80 Yılda Heykelden Başka Ne Yapıldı? Bilmek İster misiniz?
Son yıllarda aynı cümleyi tekrar tekrar duyuyoruz:
“Cumhuriyet 80 yılda heykelden başka ne yaptı?”
Bu cümle slogana dönüşmüş durumda.
Bu soruyu soranlar aslında bu ülkenin hangi şartlardan bugünlere geldiğini, hangi zorluklarla mücadele edildiğini ve 80 yıllık süreçte nasıl büyük bir dönüşüm yaşandığını bilmiyor. Sadece bir dönemi küçümsemek için hazır bir cümle kullanıyor.
O zaman gelin, gerçeklere bakalım:
80 yılda ne yapıldı?
Önce en temel ihtiyaçlardan biri olan elektriğe bakalım.
Osmanlı’nın son döneminde elektrik vardı; ancak bu elektrik toplumun geneline yayılmış bir hizmet değildi. Osmanlı’nın başkenti İstanbul’da bile elektrik halkın günlük hayatının bir parçası değildi. Bugün ise Türkiye’nin en ücra köşesindeki köyüne kadar elektrik ulaşmış durumda.
Bu 80 yıllık süreçte:
• Yüzlerce hidroelektrik santraller (HES) inşa edildi
• Milyonlarca elektrik direği dikildi.
• Yüz binlerce kilometrelik elektrik hatları döşendi.
• Binlerce trafo merkezi kuruldu.
• Şehirler, kasabalar ve köyler elektrik ağıyla birbirine bağlandı.
Bugün Türkiye’nin elektrik altyapısını sıfırdan kurmaya kalksak, sadece kablo ve direk dikmekle bitmez. Santrallerden dağıtım ağlarına kadar devasa bir sistem kurmak gerekir. Böyle bir altyapının maliyeti yüz milyarlarca doları bulur ve tamamlanması en az 25 yıl sürer.
Gelelim yollara, köprülere ve tünellere…
Osmanlı döneminde elbette yollar vardı. Ancak bunlar bugünkü anlamda otomobil, otobüs ve ağır taşıt trafiğine uygun modern yollar değildi. Yani Osmanlı’da bir kilometre asfalt yoktu.
Türkiye’nin ulaşım haritası sıfırdan inşa edildi.
Asfalt yol, bölünmüş yol, otoyol, viyadük ve tünellerle şehirler birbirlerine bağlandı. Köylere kadar yollar gitti. Kilometrelerce asfalt kaplama, milyonlarca ton malzeme, binlerce iş makinesi, mühendislik hesapları, işçi emeği.
Bugün Türkiye’nin mevcut yol ağını sıfırdan kurmaya kalksanız; yüz milyarlarca dolarlık bir yatırım ve en az 30 yıllık bir çalışma gerekir.
Gelelim hastanelere, doktorlara, sağlık ocaklarına…
Osmanlı’nın son döneminde elbette hastaneler vardı. Ancak bu hastaneler bugünkü anlamda ülke geneline yayılmış, her vatandaşın kolayca ulaşabildiği bir sağlık sistemini oluşturmuyordu. Milyonlarca insanın yaşadığı bir ülkede sağlık hizmetleri son derece sınırlı bir yapıdaydı. Şehirlerin çok azında hastane vardı.
Cumhuriyet döneminde ise sağlık alanında büyük bir dönüşüm yaşandı. Yüzlerce yeni hastane kuruldu. Hastanesi olamayan şehir kalmadı. Tıp fakülteleri geliştirildi. Binlerce doktor, hemşire ve sağlık personeli yetiştirildi. Sağlık hizmetleri birkaç şehirdeki sınırlı yapılardan çıkarılıp toplumun tamamına ulaşmayı hedefleyen bir sisteme dönüştürüldü.
İl merkezlerinden ilçelere, ilçelerden köylere kadar sağlık hizmetlerini ulaştırmak için sağlık ocakları ve sağlık merkezleri oluşturuldu. Bunlar kendiliğinden olmadı. Bunların arkasında yıllarca süren eğitim yatırımları, sağlık politikaları ve insan gücü yetiştirme çalışmaları vardır.
Gelelim sosyal güvenlik ve emeklilik sistemine…
Osmanlı döneminde bazı devlet görevlileri ve askerler için emeklilik uygulamaları bulunuyordu. Ancak bu sistem toplumun tamamını kapsayan modern bir sosyal güvenlik sistemi değildi.
Bugünkü anlamda; çalışanların sigortalandığı, sağlık hizmetlerinden yararlandığı, milyonlarca kişinin emekli maaşı aldığı geniş kapsamlı bir sistem mevcut değildi.
Cumhuriyet döneminde ise sigorta kurumları oluşturuldu. Emeklilik sistemi milyonlarca vatandaşı kapsayacak şekilde geliştirildi. Bugün milyonlarca insan sağlık hizmetlerinden faydalanıyor ve milyonlarca emekli düzenli gelir elde ediyorsa, bunun arkasında 80 yıllık kurumsal gelişim süreci vardır.
Gelelim okullara, üniversitelere ve eğitime…
Osmanlı’da eğitim kurumları vardı. Ancak nüfusun çok büyük bölümü eğitim hizmetine ulaşamıyordu. Çocukların önemli bir bölümü hayatında hiç okul yüzü görmeden büyüyordu. Çocuklar okula değil, tarlaya gidiyordu.
Cumhuriyet ise eğitimi belirli şehirlerin ve belirli ailelerin ayrıcalığı olmaktan çıkarıp ülkenin her köşesine ulaştırdı. 80 yılda 41 bin civarında okul inşa edildi. Okulu olmayan köy kalmadı. Lisesi olmayan şehir kalmadı.
Şimdi dürüstçe cevap verelim. Cumhuriyet kurulduğunda bu ülkede kaç üniversite vardı?
Sadece İstanbul’daki Darülfünun.
Peki 80 yılda kaç üniversite kuruldu?
53 devlet ve 23 vakıf üniversitesi olmak üzere toplam 76 üniversite.
Bugün milyonlarca doktor, mühendis, hakim, öğretmen, akademisyen ve bilim insanı yetiştiyse, bunun sebebi gökten okul inmesi değildir. Birileri o okulları yaptı. Birileri o öğretmenleri yetiştirdi. Birileri bütçe ayırdı. Birileri bu ülkenin çocukları okusun diye mücadele etti.
Gelelim suya, kanalizasyona ve şehir altyapısına…
Osmanlı’nın son dönemlerinde modern şehir altyapısı yalnızca belirli merkezlerde ve sınırlı bölgelerde bulunuyordu. İnsanlar su ihtiyacını çeşmelerden, kuyulardan, derelerden karşılıyordu. Tuvaletler evin dışında basit yapılardı.
Cumhuriyet döneminde ise en temel hizmetlerden biri olan altyapı yatırımları hız kazandı. Şehirlere su şebekeleri döşendi. Mahallelere kanalizasyon hatları yapıldı. Arıtma tesisleri kuruldu. Köy ve kasabalara içme suyu götürüldü. Herkesin kapısına kadar içme suyu ve kanalizasyon gitti. Bunlar çok büyük hizmetler.
Altyapısı olmayan büyük bir ülke, 80 yıllık süreçte baştan sona yeniden inşa edildi.
Gelelim telefon hatlarına…
Osmanlı döneminde telefon vardı. Ancak bu hizmet toplumun tamamına ulaşan bir sistem değildi. Cumhuriyet döneminde ise iletişim altyapısı ülke geneline yayılmaya başladı. Şehirler telefon şebekeleriyle donatıldı. Santraller kuruldu. Köylere ve ilçelere telefon hatları götürüldü. Binlerce kilometrelik kablo altyapısı oluşturuldu. Bunların maliyeti, planlaması, hayata geçirilmesi, yine bu 80 yıllık süreçte yapılan işlerden sadece bir tanesi.
80 yılda yapılanlarla ilgili daha anlatılacak çok şey var.
Fabrikalar, demiryolları, limanlar, havaalanları, sanayi tesisleri, tarım yatırımları, bilim kurumları ve daha birçok alan… Fakat yazı çok uzadı.
Bütün bunları yan yana koyduğumuzda ortaya çıkan tablo çok nettir:
Elektriğin toplumun tamamına ulaşmadığı, modern sağlık hizmetlerinin sınırlı olduğu, ulaşım ağlarının olmadığı, su ve kanalizasyon altyapısının olmadığı, eğitim kurumları sınırlı bir ülkeden; elektriği köylere kadar ulaşan, yolları şehirleri birbirine bağlayan, hastaneleri, okulları, üniversiteleri ve temel altyapısı olan modern bir ülkeye geçiş yaşandı.
Bugün sahip olduğumuz Türkiye’nin altyapısı bir günde ortaya çıkmadı. Bunun arkasında 80 yıllık bir emek var. Milyonlarca insanın alın teri var. Mühendislerin, işçilerin, öğretmenlerin, doktorların ve bu ülke için çalışan nesillerin katkısı var.
Bugün 1923 şartlarına dönüp Türkiye’nin sahip olduğu altyapıyı sıfırdan kurmaya kalksak, sadece maddi kaynak açısından değil; insan gücü, teknoloji ve zaman açısından da devasa bir yükle karşı karşıya kalırız.
“Cumhuriyet 80 yılda heykelden başka ne yaptı?” sorusuna verilecek en güçlü cevap şudur:
“80 yılda bu ülkenin temel yaşam sistemi kuruldu.”