Fındığın Geleceğini Bugünün Fiyatları Tüketiyor
Fındık fiyatı yalnızca bir kilogram ürünün fiyatı değildir. Fındık fiyatı aynı zamanda gençlerin toprağa dönüp dönmeyeceğinin fiyatıdır. Eğer genç bir üretici fındıktan para kazanamıyorsa, o gencin toprağa dönmesini bekleyemezsiniz. Eğer üretici sürekli maliyet ile satış fiyatı arasında eziliyorsa, çocuklarına
“Sen de bu işi yap.” diyemez.
Tam tersine şöyle der:
“Sen başka bir iş yap. Ben çektim, sen çekme.”
İşte bir tarım ürününün geleceğini bitiren en tehlikeli cümle budur. Çünkü bir baba bunu söylediğinde sadece bir çocuğu tarımdan uzaklaştırmıyor. Bir sonraki nesli de üretimden koparıyor.
Fındıkta çok büyük bir sorun sessizce büyüyor. Gençler fındık bahçelerinden kopuyor. Ve bunun sonuçlarını bugün değil, belki 10-15 yıl sonra çok daha ağır şekilde göreceğiz. Bugünün gençleri fındık bahçesine baktığında çoğu zaman bir gelecek görmüyor. Bir dönüm bahçenin yıl boyunca ne kadar emek istediğini görüyor. Gübreyi görüyor. İlacı görüyor. Budamayı görüyor. Zorlu araziyi görüyor. Aylarca verilen emeğin sonunda ise ürününü istediği fiyata satamadığında geriye kalan kazancı görüyor.
Ve kendisine şu soruyu soruyor:
“Ben neden bütün hayatımı bununla uğraşarak geçireyim?”
İşte tehlike tam burada başlıyor.
Bir genç, babasının yaptığı işi yapmak istemiyorsa sadece bir çiftçi kaybetmiyoruz. Bir üretim kültürünü kaybediyoruz.
Bugün fındık bahçelerine baktığınızda aynı tabloyu görüyorsunuz:
Yaşı ilerlemiş insanlar…
Dedeler, babalar, amcalar…
Peki yarının fındık bahçelerinde kimler olacak?
Şehirde yaşayan bir genç, yılda birkaç hafta uğrayıp fındık toplamak için neden hayatını değiştirsin? Birçoğu artık değiştirmiyor zaten.
Bahçe babadan oğula geçiyor ama üretim kültürü geçmiyor. Sonra bakımı aksıyor. Verim düşüyor. Bazı yerlerde arazi tamamen kaderine terk ediliyor. Ve sonunda fındık bahçesi, ekonomik bir üretim alanı olmaktan çıkıp sadece miras kalan bir araziye dönüşüyor.
Gelecek kurmak. Ev almak. Araba almak. Aile kurmak. Çocuklarını okutmak. Sosyal hayatını sürdürebilmek. Kendi ekonomik özgürlüğünü elde etmek. Fındık ona bunları sağlayabilecek bir gelecek sunmuyorsa, neden fındık bahçesine dönsün?
Biz fındığı sadece bugünkü üretici açısından konuşuyoruz. Oysa fındığın geleceği, gençlerin fındığa bakışında yatıyor.
Babalar ve dedeler gidince ne olacak?
O zaman “Fındık neden üretilmiyor?” diye sormanın anlamı kalmayabilir.
Fındığı kaybetmek bir günde olmayacak. Fındık üretiminin bitmesi, bir sabah bütün bahçelerin sökülmesiyle gerçekleşmeyecek. Çok daha sessiz olacak. Önce gençler bahçeye gitmeyecek. Sonra yaşlılar üretimden çekilecek. Bazı bahçelerin bakımı aksayacak. Verim düşecek. Bazıları boş kalacak.
Ve her yıl birkaç kişi daha:
“Ben artık bu işle uğraşmayacağım.” diyecek.
Yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda, aslında bitişin çok daha önce başladığını fark edeceğiz.
Bugün hala zamanımız var. Çünkü bahçeler duruyor. Ağaçlar duruyor. Toprak duruyor. Ve hala üretici bir kuşak var. Fakat bu kuşağın çocuklarını ve torunlarını üretimin içine çekemezsek, bugün sahip olduğumuz üretim gücünü yarın aynı şekilde bulamayabiliriz.
Üreticinin gelirini öngörebileceği bir sistem kurulmalı.
Tarım, gençler için “babasının zorunlu olarak yaptığı iş” olmaktan çıkarılıp gelecek kurulabilecek bir meslek haline getirilmeli.
Çünkü bugün gençlere fındıktan bir gelecek gösteremezsek, yarın fındık bahçelerine sahip çıkacak genç bulamayız.
Önümüzdeki 15-20 yıl içerisinde bugünün yaşlı üreticileri büyük ölçüde üretimden çekilecek. Onların yerine çocukları ve torunları geçmezse, fındığın geleceği ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya kalacak.
Gençleri topraktan koparan bir fiyat politikası, aslında yalnızca bugünün üreticisini değil, yarının fındık üretimini de tüketiyor.