Uzungöl: Doğal Cennet mi, Beton Mezarlığı mı?

Türkiye’nin doğa harikalarından biri olan Uzungöl, Trabzon’un Çaykara ilçesine bağlı küçük bir köyken, son yirmi yılda Karadeniz’in en bilinen turizm merkezlerinden birine dönüştü. Ancak bu dönüşüm ne yazık ki doğaya, yerel dokuya ve sosyal yapıya zarar vererek ilerledi. Uzungöl bugün, güzelliğini kaybetmek üzere olan bir doğa parçasının, yanlış turizm politikaları altında nasıl çöküşe sürüklendiğinin açık örneğidir.

Uzungöl, yıllar önce sislerin arasında kaybolan sakin bir yayla köyüydü. Ahşap evleri, yöresel yaşamı ve masalsı atmosferiyle doğaseverlerin ilgisini çekmişti. Ancak bu doğallık; plansız büyüme, kontrolsüz yatırımlar ve rant hırsı nedeniyle adım adım kayboldu.

Bugün Uzungöl’e gidildiğinde karşılaşılan manzara, adeta “yeşilin üzerine beton dökülmüş” hissi veriyor. Göl çevresi çarpık yapılaşma ile dolmuş durumda. Kaçak yapılar, ruhsatsız oteller, betondan işyerleri gölün doğal siluetini boğuyor. Turistik tesislerin birçoğu doğaya uyumlu değil; peyzaj düzenlemesi neredeyse yok ve mimari kimlik kaybolmuş durumda.

Taşıma Kapasitesi Aşıldı
Uzungöl, her yaz binlerce turisti ağırlıyor ama bu kadar insanı kaldırabilecek ne yol var, ne otopark, ne de altyapı. Göl çevresindeki yürüyüş yolları tahrip edilmiş, çöpler yeterince toplanmıyor, tuvalet ve su altyapısı yetersiz. Haliyle hem çevre kirleniyor hem de ziyaretçilerin deneyimi kötüleşiyor. Doğa, bu kadar yükü taşımaya çalışırken kendini savunamıyor.

Ekoturizm Değil, Tüketim Turizmi
Uzungöl’de bugün yapılan turizm faaliyeti, doğaya saygı duyan, yerel halkı kalkındıran bir “ekoturizm” değil. Aksine; doğayı tüketen, hızlı kar amacı güden, geçici ve kalitesiz hizmetlerin hakim olduğu bir turizm anlayışı söz konusu. Bölgeye gelen ziyaretçiler, genellikle fotoğraf çekip, kalitesiz bir alışveriş yapıp hızla ayrılıyor. Geriye çöp, gürültü ve yorgun doğa kalıyor.

Yerel Halk Kendi Toprağında Misafir
Artan turizm yatırımları yerel halkı ekonomik olarak kalkındırmak bir yana, kendi toprağında ikinci sınıf pozisyona düşürdü. Arap yatırımcıların artan mülk alımları, fiyatları yükseltti. Yerel halk kira ödeyemez hale gelirken, iş güvencesizliğiyle baş başa bırakıldı. Köylü, tarlasını kaybetti; işçi oldu. Sosyal yapı zedelendi.

Yasa ve Denetim Nerede?
Devlet, Uzungöl’e defalarca “imar affı” getirdi. Kaçak yapıların bazıları yıkıldı ama çoğu yine yerinde duruyor. Bugüne dek onlarca farklı plan açıklandı, çok sayıda ihale yapıldı. Ancak değişen tek şey doğanın daha fazla tahrip edilmesi oldu. Gerçek bir koruma planı hala uygulanmıyor. Denetim eksikliği sistematik bir sorun.

Çözüm Mümkün mü?
Evet, ama radikal adımlarla:
Kaçak yapılar tamamen yıkılmalı, göl çevresi rehabilite edilmeli. Uzungöl’e sınırlı sayıda ziyaretçi alınmalı; taşıma kapasitesi belirlenmeli. Ahşap ve doğayla uyumlu yapı standartları zorunlu hale getirilmeli. Yerel halk desteklenmeli, gelen turizm gelirinden doğrudan pay almalı. Ekoturizm, doğa yürüyüşleri, rehberli turlar gibi alternatif turizm türleri teşvik edilmeli.

Uzungöl hala güzelliğini tamamen kaybetmiş değil. Ama eğer bugünkü plansızlık sürerse, birkaç yıl içinde “görülesi bir yer” olmaktan çıkar, doğa felaketinin anıtı haline gelir. Bugün yapılacak müdahaleler, yalnızca bir gölü değil; bir kültürü, bir ekosistemi ve bir geleceği koruyabilir. Uzungöl’ü yaşatmak için önce onu tüketmeyi bırakmalıyız.

Ahmet Korkmaz
✉️ ahmet@haberzon.com.tr
Yazarın tüm yazılarını gör →

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu