Ernest Muçi attı… Beşiktaş bile kıskandı
Sergen Yalçın Beşiktaş’ın başına geçtiğinde takvimler daha birkaç günü işaret ediyordu. Ama Muçi için çoktan karar verilmişti. Yeni hocası onu ne yedekte düşündü… ne de kalmak için bir şans verdi. Yalnızca 7 gün içinde bavulu kapısına kondu ve Trabzonspor’a gönderildi.
Bu kadar hızlı verilen bir karar, insanın içini acıtır. Çünkü bu demek oluyor ki Muçi, yeni teknik heyete kendisini gösterecek bir fırsat bile bulamadan gözden çıkarılmıştı. Bir futbolcu için bundan daha ağır bir şey var mı? Daha tanışmadan, daha bir “hocam ben hazırım” bile diyemeden kapı dışarı edilmek…
Trabzonspor’a geldiğinde gözlerinden bunu okumak mümkündü.
Sahada koşan bir beden vardı ama ruhu hâlâ Beşiktaş’ın soyunma odalarında dolaşıyordu. Antrenmanlarda sessizdi. Yüzünde hep bir gölge… hep bir düşünce izi… “Neden?” diye sorduğu açıktı.
Ve işte o noktada bir el uzandı ona: Fatih Tekke’nin eli.
Tekke, Muçi’nin yalnızca ayaklarına değil, yüreğine de baktı. Ondan istediği verimi alamadı fakat forma vererek, omzuna hafifçe dokunarak, sessizce şunu söyledi ona:
“Sen değerlisin. Biz sana inanıyoruz.”
Bu güven öyle kıymetlidir ki, bazen yıllarca unutulmaz…
Muçi de işte o güvenin sıcaklığında yavaş yavaş çözülmeye başladı.
Sessizlik yerini hafif bir tebessüme bıraktı.
Tedirginlik yerini yavaşça özgüvene…
Takım arkadaşlarının samimiyeti, teknik heyetin sahiplenişi derken, Muçi nihayet yeniden futbolcu olduğunu hissetti. Yalnız olmadığını hissetti.
Ve sonunda o an geldi.
101. dakika…
Kalp atışlarının hızlandığı, nefeslerin tutulduğu, kader anı…
Ve Muçi, bütün yükleri sırtından atar gibi o topa vurdu.
Fileler dalgalandı.
Tribünler ayağa kalktı.
Aylardır içinde biriken o sessiz hayal kırıklığı… bir anda sevince dönüştü.
O gol yalnızca bir gol değildi.
Bir isyan çığlığıydı.
Bir “Ben buradayım!” haykırışıydı.
Bir oyuncunun kalbinden çıkıp tüm stadyuma yayılan bir yeniden doğuştu.
Sosyal medyada Beşiktaş taraftarlarının yorumlarına baktım. Kimileri “Rafa Silva krizi varken Muçi’nin kalması çok faydalı olurdu” diyordu. Kimileri ise hâlâ acımasızca eleştirmeye devam ediyordu.
En çok da şu cümle içimi burktu:
“Muçi bir maç oynayıp üç maç yatar. Beşiktaş gibi büyük bir klüp futbolcusu olamaz. Trabzonspor gibi küçük kulüplerin büyük futbolcusu olur ancak.”
Bu kadar kibir… bu kadar küçümseme…
İşte tam da bu yüzden Muçi’nin Trabzonspor’da büyük bir başarı hikâyesi yazmasını içtenlikle arzu eder oldum.
Umarım Muçi bu sözleri okur…
Bu yazıyı paylaşın Muçi’ye kadar ulaşsın.
Umarım Beşiktaş maçında sahaya çıkar…
Ve belki de bu yorumu yazan o taraftara hem kendi büyüklüğünü hem de Trabzonspor’un büyüklüğünü gösterir.
Çünkü bazen bir insanın en büyük ateşi, küçümsendiği yerden doğar.
Ve bazen bir gol, bir kulübün değil… bir kalbin intikamıdır.